Güncel olmayan bir tarayıcı kullanıyorsunuz. En iyi MSN deneyimi için lütfen bir supported version kullanın.

Yunus Günçe'den Survivor itirafı!

Milliyet logosu Milliyet 12.5.2017 Milliyet.com.tr

'Survivor 2016' yarışmasına damgasını vuran Yunus Günçe, ünlü televizyoncu Acun Ilıcalı ve Survivor süreci hakkında açıklamalar yaptı. Soyadıyla ilgili hassasiyetine değinen ünlü isim, "Doğrusu Günçe'dir ve güzeldir. Günçe 'küçük güneş' demek. Bana ilham veren, bana güç veren bir şey soyadım. Soyadımdan da başka bir şeyim olmadığı için bu konuda hassasım" dedi.

Yunus Günçe'den Survivor itirafı! © Milliyet Yunus Günçe'den Survivor itirafı!

Yunus Günçe, Ferit Ömeroğlu’nun sunduğu 'Gençlik Odası TV’nin konuk oldu. "Survivor'a tam anlamıyla popüler olmak için gittim" diyen ünlü sunucunun açıklamaları şöyle:

-Birçok alandaki yeteneklerinizden hangisini başarı konusunda daha ön plana atıyorsunuz?

Ben çok amaçlı bir insanım. Bir işe saplanıp kalmanın çok gerekli olmadığını düşünüyorum. Yapabildiğim şeyleri sonuna kadar yapmaya çalışıyorum. İyi yapamadığım şeylerden de uzak duruyorum. O yüzden mesela yıllardır denize girmiyorum. Ben yüzemiyorum çünkü. Teknik olarak çok çirkinleşiyorum suyun içinde. İyi yüzemiyorum. Karada daha iyi olduğumu düşünüyorum. En son Survivor'da girmek zorunda kaldım. Ama onda da yüzmüyorum hiç. İyi yapamadığım için hiç yapmamayı tercih ediyorum. Dj'lik mesela iyi yaptığımı düşündüğüm bir şey. Oyunculuk keza öyle. Sahneye çıkıyorum. Ben zaten aslen kategori olarak -eğer bir şeyi seçeceksek ben bir eğlendiriciyim. Kendimi böyle tanımlıyorum. Erkek sunucuyum ben. Kategorim benim bu ve bu işte de baya iyi olduğumu düşünüyorum. Sunucu derken de kağıttan okuyan adamdan bahsetmiyorum. Faktör olan, lokomotif olan adamdan bahsediyorum. Ve o adam olduğumu düşünüyorum. 

-Yüzmediğiniz için kaybetmiş hissediyor musunuz?

Aslında ben prensip olarak da biraz yüzmeye karşıyım. Eğer insan yüzen bir canlı olsaydı parmaklarımızın arasında perdeler olurdu, yüzmemiz kolaylaşsın diye. Bunu dizayn edenler eğer bunu eksik bırakdılarsa bence bir bildikleri vardır. 

-Peki bu Survivor'a gitme düşüncesinde etkili olmadı mı?

Korkuyordum tabii. Ama orda zaten yüzdüğünüz mesafe 2-3 metreyi geçmiyor. Ama yine de eksik hissettiğim şeylerden bir tanesiydi. Hoşlanmıyorum yüzemiyor olmaktan ve benden beklenti de biraz büyük adım Yunus olduğundan dolayı. Balıklama atlayamıyorum mesela. Bu bir erkek için çok büyük eksiklik bence. Suya balıklama atlayamayanlar olarak bence bir çatı altında toplanmalıyız. Ama tabii bunu düzeltmiyor olmak da korkunç bir tembellik.   

Sıradan tanımız nedir?

Sıradan olmaya itiraz etmeyen insana sıradan derim ben. Çok basit bir tanım aslında. Baktığımda aynılık pazarı çok büyük bir pazar. Ve son zamanlarda sağımıza solumuza baktığımızda aynılık neredeyse bir din haline gelmiş durumda. İbadet etme şekli de çok basit. Yapmanız gereken tek şey aynı olmak. Farklı olduğun zaman biraz itiliyorsun. Farklı olan insan gerçekten farklıysa uzak tutulmayı, ayrışmayı kendine dert etmez. Çünkü kendi dünyası, kendi yalnızlığı ona yeter. Ben yalnızlığımı çok seviyorum mesela. Ve çoğu zaman yalnızlığa, olması gerekenden fazla bir sevgi beslediğimi düşünüyorum. Hiç de mesele etmiyorum bunu.

-Yalnızlık neden bu kadar önemli?

Yalnızlık benim için bir beslenme türüdür. Yalnızlık aslında kendime ayırdığım bir vakit benim için. Kendime bunu çok görmemem gerektiğini düşünüyorum, insanların da böyle yapması gerektiğini düşünüyorum. Kendinle vakit geçirip, kendinden alabileceğin maksimum şeyi almak için yarattığın bir zaman, bir mekan aslında yalnızlık dediğin şey. O kadar korkunç bir şey de değil. Sadece kendinle iletişim kurmaktan korkmaman lazım. Bazı insanlar kendileriyle kalmaktan korkar çünkü aslında kendilerinin farkındadırlar. Bir derinlikleri olmadığını fark ederler belki ve korkarlar. Kendilerini erteleyen insanlar var mesela, ben onlardan biri değilim. Ben neysem oyum. Kendinle yüzleşmedikten sonra kendini geliştiremiyorsun. Bir de ben mesela kendimle konuşan biriyimdir. Kendi kendime değil ama. Kendimle konuşuyorum. Bu ikisi birbirinden çok farklı şeyler. Kendi kendime konuşmuyorum deli miyim ben? İnsan kendiyle doğru bir yerden iletişim kurup konuşursa, çok ciddi sonuçlar elde edebilir. Doğru yapıldığında hakikaten çok verimli bir şeydir bu. Ve ben kendimle konuşurum çünkü kendimden bir şey saklayamadığım için çok gerçek bir sohbet olur o. Bunu neden yapıyorum bir de onu da söyleyeyim. Kendimle konuşurken çünkü asla şöyle sorular sormuyorum; acaba beni dinliyor mudur, acaba beni anlıyor mudur. Mesela benim de kendimi anlamadığım zamanlar var ama en azından anlamaya çalıştığımı bildiğim için kendimle çok samimi bir yerden kontak kuruyorum aslında. Bu da çok eşsiz bir şey bence. 

-Bu bilinç nereden sonra oluştu?

Benim hayatımda başıma gelen belki de en kötü şeylerden bir tanesi çok mutlu bir çocukluk geçirmem. Kendisini çok mutlu hisseden bir çocuktum ben. Birbirine çok aşık bir anne-baba, onu çok seven iki tane abla bir tane ağbi ve onları çok seven bir çocuk. Sevilmek kadar sevmek de bana öğretilen şeylerden bir tanesi oldu. Babam bize ilk merak etmeyi öğretti. Ben mesela Pablo Neruda'yla tanıştığımda ilkokul ikiye gidiyordum. Benim babam çok önemli bir figürdür hayatımda. Sadece biyolojik bir ilişkimiz yok. Dört kardeş için de bu böyle. Annem keza öyle. Babam benim ilham kaynağımdır. Geçmek istersin ama asla geçemeyeceğini de bilirsin ya işte babam benim asla geçemeyeceğimi bildiğim insandır. Sürekli ona yaklaşmaya çalışıyorum ama o sürekli benden uzaklaşıyor. Haliyle bu da bende bir çaba gerektiriyor. Babam öldü benim ama ben babamı kaybettim demem hiçbir zaman. Hayatımda böyle bir cümle kurmadım. Çünkü istediğim her yerde ve her zaman buluyorum babamı.

Özellikle babam öldükten sonra bir telaşa kapıldım ben. Babam bilgi bankası gibi gerçek aydın bir insandı. Ve o öldükten sonra bu telaş beni okumaya sevk etti. Belki de babam bana bunu öğretmek için öldü, bilmiyorum. Ben bir anda sürekli okuyan, saçma sapan bir adam oldum. Bana bazen soruyorlar çok mu okuyorsun diye ama bu zaten normal bir şey. Okuma-yazmayı niye öğrendik biz? Okumayacaksan neden okumayı öğrendin? Bana bunu soracağınıza mesela okumayan insana sen neden okumuyorsun diye sormak lazım. Diş fırçalayan bir insana sen neden diş fırçalıyorsun diye sorulur mu? Fırçalamayan insana sorarsın bu soruyu. Benimki çok normal. Ben çok standart biri olduğumu düşünüyorum aslında. Çok büyütülecek bir adam da değilim. Ama kendimin küçümsenmesine de izin vermem. Kendimin üst limitlerini, alt limitlerini biliyorum. Orada gidip geliyorum zaten, çok da abartılacak bir durum yok. Tevazudan ziyade gerçeklik bu. Puan toplamaya çalışan bir adam değilim ben. Gerçek samimiyet diye bir şey var. Az önce gerçek farklı diye bir şeyden bahsettim. Gerçek samimiyet diye de bir şey var. Ben gerçek samimi bir insanımdır. Gerçek samimi şudur; herkese duymak istediği şeyi söyleyen, herkesi tavlamaya çalışan bir gerzek değilim ben. Ben risk alıp, fikir beyan eden bir insanım. Bu da beni gerçek samimi yapar. Samimiyet o yüzden aslında çok riskli bir bölgedir. Ve ben orada yaşıyorum zaten. O yüzden şimdi sana söylemek istediğim bir şey var. Şu ceketinin cebindeki mendili mesela sevmedim ben. Ama sen seviyorsun bununla bir meselem yok benim. Sende o mendil var diye ben seni başka türlü görmüyorum. Sadece bunu söyleyebilirim sana. Beraber yaşamın şifresi, tahammül. Kimse kimseyi değiştirmesin. Ben birinden daha iyi bildiğimi, anladığımı iddia etmekten yoruldum ve bunu bırakalı çok oldu. Ben kendi işimde gücümdeyim, kendi hedeflerim var. Orada gidiyorum. 

Ben sevilen kadar tiksinilen bir insan olduğumu da düşünüyorum. Bunu da çok sağlıklı buluyorum. Bunun aksini tercih etmem. Bana biri gelse dese ki "seni herkes sevecek", reddederim. Çünkü bu çok sağlıksız, çok samimiyetsiz, gerçek olmayan bir şey. Herkesin sevdiği adam olmak istemem. Bu dengeden son derece memnunum. Eleştiren biri olarak eleştiriye de çok açığım. Ama üsluba dikkat etmek lazım. Küfreden bir insanın yazdığı hiçbir şeyi okumam. Okuduğumu da anlamam. Onlara sadece, sosyal medya üzerinden hep söylediğim bir şey var. Diyorumki; "bu yazdığın şeyi annene okutuyor musun?" Bu konuyla ilgili benim ölçüm budur. Kendilerine sorsunlar bunu, bana ya da bir başkasına küfrederken. 

-Survivor'da zorlandınız mı?

Bunu hiçbir zaman saklamadım. Survivor'dayken de bunu söyledim. Benle ilgili bilinmesi gereken şey belki de hiçbir şeyini saklamayan birinin açığını yakalayamazsın. O yüzden kimse uğraşmasın başka şeylerle. Ben zaten söylüyorum. Kimseye bu hazzı yaşatmak istemiyorum. Benim bu güne kadar söylemediğim bir şeyi söyleyen çok az insan oldu. Hiç olmadı diyeceğim ama çok iddialı olur. Kendime çok gaddarımdır, kendimi çok ağır eleştiririm. Oyun kısmını bıraktım ben, anaokulunun bahçesine gömdüm bu işleri. Orada da söyledim, benim Survivor'a ihtiyacım vardı. Survivor derken, Survivor çapında bir sunuma ihtiyacım vardı kendimle ilgili. Çünkü ülkemizde maalesef ne kadar yetenekli olduğun, potansiyelin, içeriğin, yaptıkların, yapacaklarınla ilgili bir öngörü gibi şeyler çok geçerli değil. Sahnede yaptığın stand-up a beş kişi geldiği zaman o beş kişiden biri olduğunda hemen bu adama bir proje yapsak, bu adamdan bir şey çıkartsak diye bir düşünce baya fantastik Türkiye'de. Geçer akçe popüler olmaktır.

Ben Survivor'a tam anlamıyla popüler olmak için gittim. Popüler demek ne demek? Tanınır olmak. Geniş kitleler tarafından bilinmek için gittim ve başardığımı düşünüyorum. Şimdi mesela daha rahat ilerliyorum, daha çok kapı açılıyor önümde. Ama ışık hızına geçtim mi, geçmedim. Yine birçok insana göre zorlanıyorum. Ama zaten bu zorlanma halim benim ödülüm hayattaki. Her şey benim için kolaylaştığı anda intihar etmişim demektir. Ben olmaktan vazgeçmişim demektir. Bu bir insanın kendine yapabileceği en kötü şey. Haliyle de buna ihtiyacım vardı. Survivor çok ciddi bir lokomotiftir. Ama arkasına taktığın vagonlar daha önemlidir. Ben şimdi arkasına vagonlar takmakla uğraşıyorum. Kendime kazandırdığım bu vakti değerli hale getirmeye çalışıyorum. İstediğim her şey olacak mı, olmayabilir. Vazgeçecek miyim, hayır. Survivor devam ediyor aslında. Öncesi de vardı, sonrası da var. Çok başka bir algıyla Survivor'ı yaşadığımı ve yaşattığımı düşünüyorum. Ulaşmak istediğim kitleye çok doğru bir dalga boyundan ulaştım. Bu da beni dünyanın en mutlu insanları listesinde ilk ona sokar. İlk üçte kim var diye soracak olursan, düşünmedim. 

-Aynı masada yemek yemek istediğiniz ilk üç kişi kim?

Michael Jackson, Michael Jordan, Mustafa Kemal Atatürk. Bununla ilgili de bir parantez açmak istiyorum. Hep mesela ülkemizde söylenen bir şeydir, 19 Mayıs'lar, 23 Nisan'lar, 10 Kasım'lar Atatürk'ü çok seviyorum gibi. Ben yıllardır bu sorunun terse çevrilmesi gerektiğini iddia eden biriyim. O da şu, "Mustafa Kemal Atatürk seni sever miydi tanısaydı?" Ölçüyü böyle koymamız lazım. Sen seveceksin tabiki, aklı başında olan, okuma-yazması olan bir insan Atatürk'ü sever. Ama o seni tanısaydı idealize ettiği vatandaş profili sen olur muydun? Hak ediyor musun gerçekten onu sevmeyi ya da onun tarafından sevilmeyi? Yıllardır bunu böyle sormamız gerektiğini düşünüyorum ben. Otursaydık mesela bir sofrada onunla sohbet etmeyi çok isterdim. Bunun Türk olmakla ya da Türkiye'de yaşıyor olmakla bir ilgisi yok. Bunun bir tarih bilincine sahip olmakla ilgisi var. Çok çok büyük bir adam Atatürk. 

-Peki Atatürk sizi sever miydi?

Sevebilirdi, evet. Ben onun anlattığı şeyleri uygulamaya çalışıyorum. Teorideki şeyleri alıp pratiğe dökmeye çalışan biriyim. 

-Acun Ilıcalı ile ilgili ne söylemek istersiniz?

Ben kendisine Sayın Ilıcalı diye hitap ediyorum. Profesyonel ve mesafeli bir ilişkim var. Olması gereken de zaten bu. Şunu da söylemem lazım, işine karşı çok saygılı, çok özenli, ekibi de öyle. Tek başına hareket eden bir insan değil bu çok önemli bir şey. Çevresinde ona itiraz eden insanları barındıran, bunu göze alabilecek cesarette bir insan. Bu da birini daha az kompleksli yapar, gelişime açık yapar. Yaptığı işlerde iyi sonuçlar alması bence buna bağlı. Mesela sunuculuk konusunda, dünyanın en iyi sunucusu olmayabilir, dünyanın en iyi Türkçesini konuşmuyor olabilir ama en azından böyleymiş gibi yapmıyor olması zaten onun sihiri belki de. Samimiyet dozu gerçekten görüldüğü kadar. Ekibine karşı çok iyi. Ben kendi ekibi içerisinde onu sevmeyen bir kişi görmedim. Tek istediği şey sadakat ve iş ciddiyeti. Kendisi de en az ekibinin ona olduğu kadar ekibine sadık. Düzen bu şekilde oturduğu zaman kendine uçak alıyorsun işte. 

Reklam Seçimleri
Reklam Seçimleri

Milliyet'den daha fazla

image beaconimage beaconimage beacon